"Prenses gibi mi? Tutsak bir prenses? Rapunzel olabilirsin
bak.."
"Sadece birazcık kıskanç diye haksızlık ediyorsun"
dedi Aylin alınmış bir tavırla. "Birazcık?" dedi Deniz.
Deniz Tuna'dan ilk
tanıştığı günden beri hoşlanmamıştı. Aylin bunun farkındaydı. Nedenini anlamaya çalışıyor ama başaramıyordu. Deniz'in onu sevmemesine imkan yoktu Aylin'e göre çünkü Tuna sürekli Deniz'e yaranmaya çalışıyor Deniz'se asla yüz vermiyordu.
"Bak canım benim" dedi "Bir narsisti tanımanın en kolay yolu, ona ailesini anlattırmaktır. İdealize edilmiş bir anne, mükemmel bir baba, süper mutlu çocukluk... Bunların uydurma olduğunu şıp diye anlarsın. Çünkü biz yetişkinlerin her şey için ebeveynlerimizi suçlama eğilimimiz vardır. Zaten annesini tanıyorsun. Bu yaşında bile istediği olmayınca çocuk gibi küsüyor. Tuna şirin davranmadığı anda sevgiyi kaybedeceğini öğrenerek büyümüş. O yüzden sürekli başkalarının onun hakkında ne düşüneceğini kestirmeye çalışıp ona göre davranıyor. Farkında değil misin bunun? Gerçek değil o adam."
Aylin aşık olduğu adamın arkasından konuşmaktan hoşlanmıyordu ama Deniz'e içten içe hak vermiyor da değildi. Tuna'nın hayatındaki her şey mükemmeldi ona göre. Aylin dünyanın en mükemmel kadınıydı. Annesi dünyanın en mükemmel annesiydi. Babası dünyanın en harika babasıydı. Kimsenin yaşayamayacağı kadar mutlu bir çocukluk yaşamıştı. Çok başarılı bir öğrenci olmuş, öğretmenlerinden azar bile işitmemişti. (Bunu annesi de övgüyle kabul ediyordu. Oğluyla gurur duyuyordu çünkü o mükemmeldi.)Aylin kendisinin Tuna'nın zannettiği kadar mükemmel olmadığını biliyordu. Ailesinin o kadar mükemmel olmadığını da defalarca görmüş, annesiyle babasının tartışmalarına bu kısacık zamanda bile onlarca kez maruz kalmıştı. Tuna ya bu mükemmellik masallarıyla kendini kandırıyordu ya da başkalarını kandırmaya çalışıyordu. Ne olduğunu tam olarak kestiremiyordu Aylin.
"Ailesinin evi mobilya kataloğu gibi. Her şey çok ince düşünülmüş. Her şey mükemmel. Çocuk o evde oyun bile oynayamamıştır eminim... Nasıl bir çocukluk geçirdiğini düşününce, o mükemmellikle kafayı bozmuş annesiyle nasıl başa çıkabildiğini düşündükçe üzülüyorum aslında onun için. Her şey peri masalı gibi hayatlarında."
Deniz'in tespitlerini gözlerini kocaman açmış dinliyordu Aylin. İlk kez bu kadar açık konuşuyordu Tuna hakkında.
"Bak canım benim" dedi "Bir narsisti tanımanın en kolay yolu, ona ailesini anlattırmaktır. İdealize edilmiş bir anne, mükemmel bir baba, süper mutlu çocukluk... Bunların uydurma olduğunu şıp diye anlarsın. Çünkü biz yetişkinlerin her şey için ebeveynlerimizi suçlama eğilimimiz vardır. Zaten annesini tanıyorsun. Bu yaşında bile istediği olmayınca çocuk gibi küsüyor. Tuna şirin davranmadığı anda sevgiyi kaybedeceğini öğrenerek büyümüş. O yüzden sürekli başkalarının onun hakkında ne düşüneceğini kestirmeye çalışıp ona göre davranıyor. Farkında değil misin bunun? Gerçek değil o adam."
Aylin aşık olduğu adamın arkasından konuşmaktan hoşlanmıyordu ama Deniz'e içten içe hak vermiyor da değildi. Tuna'nın hayatındaki her şey mükemmeldi ona göre. Aylin dünyanın en mükemmel kadınıydı. Annesi dünyanın en mükemmel annesiydi. Babası dünyanın en harika babasıydı. Kimsenin yaşayamayacağı kadar mutlu bir çocukluk yaşamıştı. Çok başarılı bir öğrenci olmuş, öğretmenlerinden azar bile işitmemişti. (Bunu annesi de övgüyle kabul ediyordu. Oğluyla gurur duyuyordu çünkü o mükemmeldi.)Aylin kendisinin Tuna'nın zannettiği kadar mükemmel olmadığını biliyordu. Ailesinin o kadar mükemmel olmadığını da defalarca görmüş, annesiyle babasının tartışmalarına bu kısacık zamanda bile onlarca kez maruz kalmıştı. Tuna ya bu mükemmellik masallarıyla kendini kandırıyordu ya da başkalarını kandırmaya çalışıyordu. Ne olduğunu tam olarak kestiremiyordu Aylin.
"Ailesinin evi mobilya kataloğu gibi. Her şey çok ince düşünülmüş. Her şey mükemmel. Çocuk o evde oyun bile oynayamamıştır eminim... Nasıl bir çocukluk geçirdiğini düşününce, o mükemmellikle kafayı bozmuş annesiyle nasıl başa çıkabildiğini düşündükçe üzülüyorum aslında onun için. Her şey peri masalı gibi hayatlarında."
Deniz'in tespitlerini gözlerini kocaman açmış dinliyordu Aylin. İlk kez bu kadar açık konuşuyordu Tuna hakkında.
"Seni tavlayan
da bu oldu zaten" dedi Deniz kırgın bir ses tonuyla. "Onun idealize
edilmiş dünyasına tav oldun sen. Kendi yaşamından o kadar nefret ediyordun ki onun masal dünyasında yaşamak sana cazip geldi."
"Deniz" dedi Aylin birden bir şeyi hatırlamış gibi "Biliyor musun,
Şöhret abla buna benzer bir şey söylemişti, sevginin ihtiyaçtan doğduğu gibi
bir şey. Tam olarak konuyu hatırlayamadım şimdi ama demişti ki ihtiyaç
bittiğinde yani doyduğunda elinde kalacak olan şeye iyi bak. Ona katlanabiliyor
musun?"
"Sen katlanabilir misin?" dedi Deniz.
Aylin durdu. Omzunun üzerinden bir yere bakar gibi uzunca
bir süre yan tarafa baktıktan sonra Deniz'e dönüp "Bilmiyorum." dedi.
"Ona aşık olmamı sağlayan ihtiyaç her ne ise biteceğini düşünmüyorum
zaten. Belki de bunlar sizin safsatalarınızdır. Ben onu seviyorum."
Onu seviyordu ve hiçbir şeyden bu kadar emin değildi.
"Peki" dedi Deniz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder