Tuna'ya rağmen Deniz'den vazgeçememiş olması boşuna değildi. Deniz Aylin'in içini okur, olan bitene akıllıca yaklaşır ve her zaman doğru soruları sorardı. Şu anda en çok o sorulara ihtiyacı vardı Aylin'in. Kafasındaki sorular onu cevaplara götürmüyordu çünkü. Ne olup bittiğini kendi sorularıyla anlaması mümkün olmayacak gibi görünüyordu.
Ofiste olup bitenlere hızlıca göz attıktan sonra bir kahve alıp odasına girdi. Kapısını kilitleyip koltuğuna oturdu ve çantasından kitabı çıkarttı. "Çatı Katı"
Aylin kitabın üzerindeki gümüş rengi yazıya bakarken Teoman'ın çatı katındaki evini düşündü. O evde ne kadar sıkıldığını, yapacak bir şey bulamadığı için sürekli ortalığı toparladığını ve Teoman'ın düzeni bozulduğu için sinirlendiğini...
Kitabın kapağını açtığında ilk bakışta bir şiir zannettiği ancak arama motoruna yazdığında bir şarkı olduğunu fark ettiği dizeleri gördü. Şarkının ismini görünce kitabın adının neden Çatı Katı olduğunu anladı ancak bu halkanın nasıl olup da Teoman- Aylin hakkındaki bir zincire dahil olmuş olabileceğine dair bir hikayesi yoktu. Şarkı görece yeni bir şarkıydı. Teoman'ın evini temsil ediyor oluşunun Aylin ile alakası olamazdı. Böylece kitabı okumaya ve kitaptaki Aylin'in kendisiyle, Teoman'ın da Teoman ile hiç ortak yanları olmadığını fark etmeye başladı. Kitaptaki Teoman ukala ve küçümseyici tavrıyla daha çok Tuna'ya benziyordu. Sahiplenmesi, kıskanması ve bunları aşk adı altında kamufle etmesi tam Tuna'nın tarzıydı. Teoman mülkiyetlere inanmazdı. Hele bir insanı sahiplenmeye. "İnsanı mal yerine koyan ilişkiler hiç bana göre değil. O yüzden bir daha sakın bana -neden beni sahiplenmiyorsun, neden korumuyorsun- diye sorma Aylin" demişti bir keresinde ve Aylin sinirle kapıyı çarpıp çıkmıştı zaten sıkıntıdan patladığı çatı katından. İstiyordu ki onun için her şeyden önemli olsun. İstiyordu ki Teoman ona onu sevdiğini ispatlasın. İstiyordu ki Teoman onu korusun kollasın. Oysa Teoman "Sen on sekiz yaşındasın Aylin, kimsenin himayesine ihtiyacın yok. Kendi sorumluluğunu alabilirsin." deyip duruyordu. Onun ne kadar haklı olduğunu bu kadar yıl sonra fark ederken hala tam olarak ne döndüğünü anlayabilmiş değildi.
Telefonun sesiyle korkuyla zıpladı. Deniz'in keyifli sesi onu hızlıca kendine getirdi.
"Naber Prenses, ne yapıyorsun?"
"Aydınlanıyorum."
"Ne yapıyorsun anlamadım?"
"Sen haklıydın Deniz. Teoman da haklıydı."
"Ben zaten hep haklıyım, bu aydınlanma sayılmaz.... Da Teoman nereden çıktı bunca yıl sonra?"
u

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder