Aylin uyandığında salondan mırıltılar geldiğini duydu. Biraz sonra duyduğu kahkahadan Şöhret Ablanın geldiğini anladı. Yanlarında başka biri yok gibiydi. Annesi rahatsız olmuş olmalıydı onunla baş başa olmaktan. Gidip sohbete katılmak istedi bu yüzden. Salona doğru yürürken annesinin "ben ne yaptımsa kendim yaptım" dediğini duydu. Annesi Şöhret Abla ile mi dertleşiyordu, hadi canım! Durduğu yerden kulak kabartıp dinlemeye başladı.
"Ben onu tanıdığımda on yedi yaşındaydım" dedi Annesi. Babası hakkında konuşulduğunu anlayınca olduğu yere oturdu Aylin. "Evlenmeyeceğim, okuyacağım diyebilirdim. Annem babam o kadar dar görüşlü insanlar değillerdi. Demedim. Korktum çünkü. Okumamı beklemez, başkasıyla evlenir diye korktum. Evlendik. Bana dedi ki, küçüksün istersen biraz kendini dinle, ne istediğine bak. Ben neye karar verirsen yanındayım. Adam okumuş adam. Öyle hadi ilk geceden çocuk falan demedi bana. Allah var, okumak istiyorum desem okuturdu. Çalışmak istiyorum desem çalışırdım. Ne istersem yapardı. Seviyordu beni. Ben de çok seviyordum. Korktum. Dedim annesi babası kızar. Evli kadının okulda işi ne derler. Erkek de anacı babacı olur ya. Önce benden yana olsa da zamanla aklı çelinir. Yok dedim. Evlendik bir kere. Evli kadının ne işi var işte güçte? Alınmıyorsun değil mi Şöhret?"
Şöhret her zamanki neşesiyle "Yok kız ne alınacağım allasen?" dedi. Aylin biliyordu ki doğru söylüyordu. Bir şekilde davranışları kişisel algılamamayı başarıyordu bu kadın. Aylin en çok bunu nasıl yaptığını merak ediyordu. Mahallenin kadınlarının kendisinden değil temsil ettiği şeyden korktuğunun farkındaydı mesela. Bu yüzden kimseye kızmıyordu. "Dilediği gibi davranan, konuşan kadından korkuyor çocuğum onlar, benden değil." derdi sürekli Aylin'e. Aylin ikisinin aynı şey olduğunu düşünmüştü bir süre, sonra büyüdüğünden mi nedir, anlamaya başlamıştı.
"İkimiz de birbirimizi çok sevdik. Ama bir süre sonra sevgi bitiyor tabi. Ben
anlıyordum. Anlıyordum ama elimden de bir şey gelmiyordu. Zaten çaba
göstererek yürüyecekse yürümemesi daha hayırlı. Çünkü insan yorulur. Yoruldukça
öfkelenir. Öfkeli değilim ben mesela. Biliyorum çocuklar kızıyor bana bu yüzden
ama anlıyorum ben onu. Mutlu olmadığın yerde neden durasın? Değil mi Şöhret?
Ben de mutlu değildim son zamanlarda bakma. Böyle sürükleyip gidiyorduk bir
şeyleri. Bir yerde duracağı belliydi de işte... Çocukların gözü önünde
olmasaydı iyiydi."
"Ay hala çocuklar diyorsun kadın!" dedi Şöhret.
"Bir anda yirmi seneyi boşu boşuna harcadığımı fark ettim. Benden öyle bir şey istemediği halde ona eş çocuklara anne olmak dışında bir şey yapmadım yirmi sene boyunca. Şöhret bu ne demek anlıyor musun beni? Elinde sonsuza kadar duracağını düşündüğün balonun kaçması demek bu. Ben bunu hiç düşünmemişim. Onun bir gün gideceğini, çocukların bir gün gideceğini, kalanın ben olacağımı hiç düşünmemişim. Bana kalanla ne yapacağımı hiç düşünmemişim. Bunu fark edince birden..." Annesinin burnunu çekmesi Aylin'in kalbini acıttı. Bunun başka bir tarifi var mı bilemiyordu ama kalbinin acıdığını ilk kez hissetti. İçi öfkeyle doldu. Annesi böyle çaresiz ve güçsüz bir kadın gibi konuştukça daha da öfkeleniyordu. Gözlerinden akan yaşlara ilk kez aldırmıyordu.
"Ben o gün birikenlerin boşalmasından öyle oldum, onlar zannediyor ki üzüldüm, kızdım da kriz geçirdim... Yok ondan değil. Hiç kızgın değilim ona. Ben o mutlu olsun isterim. Benimle mutlu değilse, başkasıyla. Ne fark eder?" Aylin içeri gidip annesini kendine gelmesi için sarsmak istiyordu. Bu kadar güçsüzlük, bu kadar kabullenmişlik fazla değil miydi? Peki Şöhret Abla neden tek kelime etmiyor, güçsüzlüğünü yüzüne vurmuyordu? Ne yani öylece başka bir hayat kurmasına izin mi vereceklerdi babasının?
"Bir anda yirmi seneyi boşu boşuna harcadığımı fark ettim. Benden öyle bir şey istemediği halde ona eş çocuklara anne olmak dışında bir şey yapmadım yirmi sene boyunca. Şöhret bu ne demek anlıyor musun beni? Elinde sonsuza kadar duracağını düşündüğün balonun kaçması demek bu. Ben bunu hiç düşünmemişim. Onun bir gün gideceğini, çocukların bir gün gideceğini, kalanın ben olacağımı hiç düşünmemişim. Bana kalanla ne yapacağımı hiç düşünmemişim. Bunu fark edince birden..." Annesinin burnunu çekmesi Aylin'in kalbini acıttı. Bunun başka bir tarifi var mı bilemiyordu ama kalbinin acıdığını ilk kez hissetti. İçi öfkeyle doldu. Annesi böyle çaresiz ve güçsüz bir kadın gibi konuştukça daha da öfkeleniyordu. Gözlerinden akan yaşlara ilk kez aldırmıyordu.
"Ben o gün birikenlerin boşalmasından öyle oldum, onlar zannediyor ki üzüldüm, kızdım da kriz geçirdim... Yok ondan değil. Hiç kızgın değilim ona. Ben o mutlu olsun isterim. Benimle mutlu değilse, başkasıyla. Ne fark eder?" Aylin içeri gidip annesini kendine gelmesi için sarsmak istiyordu. Bu kadar güçsüzlük, bu kadar kabullenmişlik fazla değil miydi? Peki Şöhret Abla neden tek kelime etmiyor, güçsüzlüğünü yüzüne vurmuyordu? Ne yani öylece başka bir hayat kurmasına izin mi vereceklerdi babasının?
Şöhret Abla daha sonra "Aylinciğim," demişti
"Bazen güç bırakmaktır, zorla tutmak değil."
"Kadını merak ettim baştan biliyor musun Şöhret?" Dedi annesi. "Sonra onu da merak etmekten vazgeçtim." Kadına da mı kızmıyordu bu? Etini kopartıp durduğu başparmağının kanamaya başladığını fark edince kazağının kolunu çekip parmağına sardı Aylin. "Kim olduğu önemli mi? Adam benimle olmak istemiyorsa kiminle olduğu önemli mi Şöhret?" dedi, "Haklısın değil tabi" dedi Şöhret. Aylin'in ağlamaktan yanan gözleri büyüdü. "Ne demek haklısın?"
Dayanamadı daha fazla. Ses çıkartmaya özellikle gayret ederek mutfağa gitti su ısıtıcısının düğmesine bastı. İçeridekiler sustular.
Sonrasında Şöhret
Abla "Kadın değildir yuvayı yıkan çocuğum. Erkeğin gözü yuvada olsa kadın
isterse peri padişahının kızı olsun, yıkamaz yuva falan" deyinceye kadar
Aylin Şöhret Abla'ya küskün kalacaktı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder