6 Kasım 2017 Pazartesi

Üçüncü Bölüm- Aylin ve Teoman



Aylin sınıfa girdiğinde Teoman Bey öğretmen masasında bilgisayarını yerleştirmeye çalışıyordu. Kendisine bakmaya bile gerek görmeden " Herkesin artık öğrenmiş olması gerektiği gibi dersime geç kalınmasından hoşlanmıyorum, umarım geçerli bir nedeniniz vardır." dedi. Aylin bir an durdu. Derin bir nefes aldı ve her adımının yüksek bir ses çıkartmasına özellikle gayret ederek -çünkü görünmek istemiyorsan görünmek istiyor gibi davranmalısın- öğretmen masasına doğru yürüdü. Ellerini masaya dayayıp kuvvet aldıktan sonra öne doğru eğildi. Bütün sınıfın duyabileceği kadar yüksek bir tıslama ile:
"Babam bu sabah başka bir kadın için evi terk edince annem sinir krizi geçirdi. Onu hastaneye götürmek sonra da abim yanımıza gelene kadar orada beklemek zorunda kaldım!" dedi. Doğruldu. Sesini bir ton alçaltıp ekledi "Umarım ailem için olduğu kadar sizin için de geçerli bir sebeptir.

Tüm sınıfla birlikte Teoman Bey de donup kalmıştı.

Aylin sessizce -çünkü görünmek istiyorsan görünmek istemiyor gibi davranmalısın- yürüyüp sırasına oturdu. Çantasından eşyalarını çıkartıp sıranın üzerine koymaya başladı. Hala herkesin ona baktığının farkındaydı ama o kimseye bakmıyordu. "Böylesi daha iyi" diye düşündü. Nasılsa mahallenin dedikodu kazanı böyle leziz bir malzemeyi kaçırmaz, konu bir kaç güne dershaneye ulaşırdı. Aylin saklamaya çalışmak yerine herkese bağıra çağıra ilan edip sonrasında da bir şey olmamış gibi davranırken "Bakın" diyordu. "Ne kadar güçlüyüm!" Her şeyin üstesinden gelebiliyorum. Tek başıma! Bana bakın. Gücümü takdir edin. Ben annem gibi güçsüz değilim. Asla olmayacağım. Değil sinir krizi geçirmek, ağlamıyorum bile. Bakın!"

Dersten sonra kimse yanına gelmeye cesaret edemedi. Ne mahalledeki kızlar ne de okuldakiler. "İnsanların bu gibi durumlarda ne söyleyeceklerini, nasıl davranacaklarını bilememeleri ne kadar güzel" diye düşündü Aylin. Çünkü biri gelip bir şey söylerse ağlayacaktı. Önüne konulan karton bardağın sesiyle sıçradı. "Sade" dedi Teoman. Aylin tuhaf tuhaf yüzüne baktı ve sanki o an tek önemli olan buymuş gibi "Kahveyi sade içtiğimi nereden biliyorsunuz?" diye sordu.  Teoman yanındaki tekli sırayı çekip zorla sığarak oturdu: "Bilmiyorum. Böyle durumlarda sert bir şeyler içmek iyi gelir." dedi. "Konuşmak ister misin?" Aylin gözlerine doğru hızla ilerleyen yaşları göstermemeye çalışarak "Şimdi değil." dedi. Karton bardaktan kahve içmeyi de hiç sevmiyordu zaten. Kartonun kokusu kahveye geçiyordu. Düşüncelerini kahveye çevirince ağlama isteği kayboluvermişti. Bu işte ustalaşmaya başladığını düşündü. Bu arada Teoman lacivert bir not kağıdına parlak gümüş rengi kalemiyle bir şeyler yazıp önüne bıraktı. "Ne zaman istersen o zaman." dedi kalkarken. Kağıttaki telefon numarasına öfkeyle bakıp "Tam bir Teoman Elçi stili" dedi Aylin. "Senin benim gibi sarı post-it, plastik tükenmez kalem kullanacak hali yok ya. Hayatı şekil adamın!" Sınıftan çıkarken kahveyi çöpe attı. Not kağıdını da tahtaya yapıştırdı. "Başka kapıya!" dedi kendi kendine. "Size av olacak göz yok bende sayın Teoman Elçi!"

Eve döndüğünde annesi televizyonun karşısındaki koltuğa oturmuş fasulye ayıklıyordu. Koşar adımlarla yanına gidip plastik leğeni elinden çekti. "Anne sen ne yapıyorsun burada?" "Yemek" dedi annesi sıradan bir günde normal bir şey sormuş gibi. Aylin içinden yükselen öfkeyi bastırmaya çalışarak leğeni yan tarafa bıraktı. Bir şey olmamış gibi mi davranmaya çalışıyor, sakinleştirici ilaç mı verdiler anlamaya çalışarak annesinin yüzüne dikkatle baktı. "Ne yemeği anne? Babam gitti." dedi gözleri dolarak. "Gitmek isteyen gider" dedi annesi. "Kimseyi zorla yanında tutamazsın çocuğum. O gitti diye aç mı kalalım?"

Gözlerini kısıp dikkatle annesine baktı. Annesi yan taraftaki leğeni tekrar kucağına almış, fasulyeleri kırıyor bir yandan da televizyondaki tartışmayı izliyordu. Aylin bir televizyona bir annesine baktı. Ne yapacağını kestirmeye çalıştı. "Git üzerini değiştir, akşama kadar sokakta gezdiğin şeylerle gezme evde." dedi annesi. Aylin irkildi. Evet, annesi normal hayatına devam ediyordu. Onun içinden  babasını parçalamak, ölünceye kadar bağıra bağıra ağlamak, eşyaları fırlatmak gibi çılgınca şeyler geçerken annesinin bu kadar normal olmasına dayanamıyordu. Onun bu güçsüzlüğüne, bu içine kapanıklığına, şu durumda bile isyan etmeyişine dayanamıyordu. Zaten ondan aldığı ve içinde fırtınalar kopartan güçsüzlüğü yenmeye çalışmak yeterince yormuyormuş gibi bir de onun güçsüzlüğüne duyduğu nefretle yoruluyordu. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder