14 Kasım 2017 Salı

Dördüncü Bölüm- Aylin ve Teoman



Günlerdir ev dolup taşıyordu. Kadınların derdi annesinin yanında olmak mı, laf aramak mı anlamayan Aylin ne onlara ne annesine nasıl davranacağını bilemiyordu. Hala babasına karşı öfkeliydi. Sırf erkek olduğu için abisi de bu öfkeden nasibini alıyordu. Hatta okuldaki arkadaşları ve öğretmenleri bile. 

Teoman sınıfa girdiğinde Aylin camdan dışarıyı izliyordu dalgın dalgın. "Arkadaşlar" dedi Teoman sinirli bir ses tonuyla. "Sanırım aranızdan biri bana şaka yapmak istemiş ve telefon numaramı arkadaşlarına dağıtmış.""Bunun dersi değil ki neden geldi şimdi bu" diye düşünmekte olan Aylin, duyduğu şeyi idrak ettiğinde, sırtından alevlerin yükseldiğini hissetti. Yavaşça sınıfa doğru dönüp suçlu gözlerle Teoman'a baktı. Hardal rengi boğazlı kazağı ve lacivert fitilli kadife pantolonuyla Türk filmlerinden fırlamış jönlere benziyordu. Dik dik Aylin'e bakan gözleri kazağı ile aynı renkteydi. "Telefon numaramı değiştirmek zorunda kaldım." dedi Teoman. "Çoğunuzun ismi yazmıyordu ama isim yazan mesajları da görmemiş gibi davranacağımı söylemek istedim." Sonra hızlıca çıkıp gitti. 

Ders başlamak üzereydi ama Aylin hızlıca peşinden koştu. Kantine gidiyordu Teoman. Balkona çıkıp oturduğunu görünce iki sade kahve aldı. Masaya bırakırken "sade" dedi. "Böyle günlerde sert bir şeyler içmek iyi gelir." Teoman'ın gülümsemesini ummuştu ama Teoman dönüp bakmadı bile. "Özür dilerim hocam gerçekten çok özür dilerim" dedi ağlamaklı bir ses tonuyla ama Teoman yine dönüp bakmadı.  

Annesinden öğrendiği bir şey vardı Aylin'in, onu deneyecekti bir kez de: Dürüst olmak. "Tamam" dedi fısıltıyla. "Durumumdan yararlanmaya çalışan yaşlı bir kurt olduğunuzu düşündüm ve size bir ceza vermek istedim." İşe yaramıştı, Teoman yavaşça ona döndü. "Beş yıldır bu dershanede öğretmenim ve hiç bir öğrencimle ima etmeye çalıştığın türden bir ilişkim olmadı." dedi sessiz ama öfkeli bir sesle. Sonra hızlıca kalktı. 

Aylin gözlerini kapattı. Ağlamak üzereydi. "Haklısın." diyen sesle yerinden zıpladı. "Gittiniz sanıyordum" dedi şaşkınlıkla. "Yarı yolda sana hak verdim." dedi Teoman. Kahvesinden bir yudum aldı. "Karton bardaklardan kahve içmek çok rezil değil mi?" dedi. Aylin gözlerini kocaman açtı. İçinden kahkahayla gülmek gelmişti ama yapamadı. "Yaşadıkların yüzünden bütün erkekleri düşman olarak görmen çok normal aslında. Bunu düşünemeden sana kızmamalıydım belki. Ama bir şeyi birinin yapmış olması herkesin yapacağı anlamına gelmez. Öfkenin nedeni babansa, babanla halletmelisin." Aylin gözlerine yürüyen yaşlara engel olmaya çalışırken "Güçlü olmak bu demek değil" dedi Teoman gözlerini göstererek. "Güçlü olmak ağlamaya cesaret edebilmektir. Ancak güçlü insanlar gerçekten ne hissettiğini başkalarına gösterebilir. "

Aylin yine de ağlamak istemiyordu. Annesini düşününce gözyaşları daha da acele etmeye başladı. Vazgeçip Teoman'a gelen mesajları düşünmeye başladı. Bir haftada telefon numarasını değiştirecek kadar mesaj almasına şaşırmamıştı aslında. Asıl merak ettiği nasıl mesajlardı bunlar ve kim açıkça ismini yazarak mesaj atmaya cesaret edebilmişti? Sınıftaki kızları düşünmeye  başladı. Sonra aklı babasının sevgilisine kaydı. O da mı böyle pervasızdı? Babasının aklını nasıl çelmişti de babası yirmi  yıllık evliliği ve iki çocuğu arkasında bırakarak onun peşinden gitmişti? 

Annesi on yedi yaşındayken evlenmişti babasıyla. Babası yirmi beş yaşındaydı o zaman. On sekiz yaşında abisini doğurmuştu annesi. Yirmi bir yaşında Aylin'i. Bütün hayatını onlara adamıştı. Öylesine sessiz bir kadındı ki annesi, babasıyla bir kez bile kavga ettiklerini duymamıştı. Çünkü ne olursa olsun, ne söylenirse söylensin sessizce kabullenirdi o. Durumu değiştirmeye çalışmazdı. Bir insan bunu neden yapardı kendisini, ailesini bu kadar seven, bu kadar güçsüz bir kadına? Yaşadıklarının hiç mi değeri, anlamı yoktu? Annesini sevmemiş miydi? Çocuklarını sevmemiş miydi? Tekrar gözleri doldu.

"Aşk" dedi Teoman. "Aslında burada oturup bir öğrencimle aşk hakkında konuşmam etik bir şey değil ama bir çocuğun bu kadar üzülmesine dayanamıyorum."  Aylin "Ben on yedi yaşındayım." dedi öfkeyle. "Tamam" dedi Teoman. "Bir gencin bu kadar üzülmesine dayanamıyorum." Aylin keyifsizce gülümsedi.  Teoman arkasına yaslanarak devam etti: "Bir insanı seversin. Onunla birlikte olmak istersin. Sonra zamanla değişirsin. Bütün insanlar değişir. Çünkü dünya böyle Aylin. Sen geçen yıl olduğun  insan mısın?" Aylin kafasını iki yana salladı. Değiştiğinin, büyüdüğünün fark edilmesi hoşuna gitmişti. "İnsan değişince istedikleri, ihtiyaçları, beklentileri de değişir. Aşklar da değişir. Alışkanlıklar da değişir. Hatta alışkın olmadığın daha heyecanlı daha güzel gelir. Babana olan da bu." Aylin ters ters baktı. Bu adam babasına hak mı veriyordu? "Bu konunun sizi ilgilendirdiğini zannetmiyorum. Ben sadece yaptığım şey için özür dilemeye gelmiştim." dedi öfkeyle. Teoman ayakta dikilen Aylin'e anlayışlı bir ifadeyle baktı: "Baban ne yaşadıysa annenle yaşadı. Konunun seninle hiç ilgisi yok." dedi. Aylin boğazını yakan öfkeyi bastırmak için yutkundu. Söyleyecek bir şeyler aradı ama bulamadı. Hızlıca dönüp sınıfa çıktı. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder