Aylin banyodan gelen su sesiyle sıçrayarak uyandı.
"Şimdi başlayacak" dedi ve daha cümlesi bitmeden ıslık sesini duydu.
Gülümsedi. Alışkın olmanın verdiği huzur ve güvenle gerinerek telefonuna
uzandı. Saat yediyi beş geçiyordu. "Bugün beş dakika gecikmiş" dedi
gülerek. Mail kutusundaki bildirime tıkladı. Günlük maillerin arasında
bilmediği bir adresten gelen maili açtı. Bir resim görünüyordu ancak indirip
indirmemek konusunda tereddüt etti. Mail adresinin bir yayınevine ait olduğunu
arama motoruyla doğrulayınca "Davetiye" isimli fotoğrafa tıkladı:
" Sayın Aylin Mercan Finel
Çatı Katı isimli romanımızın tanıtım toplantısında sizi de
görmek bizi mutlu edecek.
Yer: Prizma / Beşiktaş
Tarih: 10.03.2017 Saat:13:00
Not: Yazarımızla yiyeceğimiz öğle yemeği esnasında
kitabımız
hakkında sohbet edeceğiz. Davetli sınırımız
10 kişi olup
lütfen katılım durumunuzu bildiriniz."
Aylin bir süre boş gözlerle maile baktı. Genellikle
kendisinin göndermeye alışkın olduğu
türden bir maili ilk kez alıyordu. "Neden bir reklamcıyı lansmana
çağırsınlar ki" diye düşündü. "PR işini size veremedik kusura
bakmayın ama davetlimiz olarak buyurun" diye taklit ederek söylendi. Maili
silmek üzereyken Tuna'nın tepesine dikilip saçlarını sallamaya başlamasıyla
telefonunu sudan korumak için yorganın altına attı. "Tuna!" diye bağırdı.
"Bu sabah yine çok neşeli uyanmışız!" dedi Tuna
dalga geçer bir ses tonuyla.
"Bak, sakın o belindeki havluyu yatağa koyma" dedi
Aylin parmağını kaldırıp. Tuna ters ters baktı.
"Emredersiniz." dedi öne doğru reverans yaparak.
Dış kapıdan gelen anahtar sesiyle ikisi de yatak odasının kapısına baktı. Tuna
parmağı ile kapıyı işaret edip "Neriman Abla'ya dua et. Yoksa ben sana
yapacağımı bilirdim prenses hazretleri" dedi. Aylin keyifle banyoya doğru yürürken
"Annem abla dediğini duymasın." dedi. Belindeki havluyu ensesine
geçirmiş dans etmekte olan Tuna "sen benimkinin yüzüne karşı hanım diyorsun, bir
şey olmuyor?" dedi. Havluyu Aylin'e atar gibi yapıp geri çekti.
"Çocuk gibisin ya!" dedi Aylin sevgiyle ve ebeveyn banyosuna girmesiyle çığlık
atması bir oldu. Ayağına yapışan ıslak
gazete yığınına tiksinerek bakıp "Evlilik aşkı ıslak gazeteyle vura vura
öldürüyor bence!" dedi.
Gazeteyi ayağıyla yana doğru itip küvete girerken
"Tuna!" diye bağırdı. İçeriden ses gelmedi.
Banyodan çıktığında Tuna'nın ıslak havlusu yatağın çarşafını
ıslatmakla meşguldü. Gözlerini devirip "Tanrım!" dedi Aylin ve ıslak
havluyu öfkeyle kapıya doğru fırlattı. "Islak gazete ile ölmediyse ıslak
havluyla vurun!" dedi ellerini yana doğru açıp tiyatral bir havayla. Tuna'nın dolabın kapısına dizip giymekten vazgeçtiği gömlekleri yerine astı,
giyilen şanslı gömleğin askısını yatağın üzerinden alıp ütü sepetine fırlattı.
Kendi giysilerinin bulunduğu bölümün kapağını açarken "Ah Arda, Ah!"
diye söylendi. "Bunlar hep senin bedduaların yüzünden." Abisine ne
zaman "Kalk kendin yap!" dese "İnşallah çok pis, çok dağınık bir
adamla evlenir, peşini toplamaktan başka bir şey yapamazsın." derdi.
Arda'nın bedduasının tutmasına içten içe sinirlenirken makyaj aynasında yazılı notu gördü "Canım sevgilim, çocuklarımın annesi, hayatımın kadını, seni bugün de çok özleyeceğim." Az önceki sinirinden bir kırıntı bile kalmadı. Çantasını alıp mutfağa geçti.
Neriman Hanım mutfakta çocuklarla birlikte kahvaltı ediyordu.
"Tuna yemeden mi gitti yine?" diye sordu Aylin kahve makinesinde
kalan kahveyi bardağına doldururken. "Sen babamı ne zaman kahvaltı ederken
gördün anne?" diye sordu İklim. Aylin İklim'in omuzlarına dökülen dalgalı
saçlarını karıştırdı. "Haklısın, hiç bir zaman" dedi, oğluna sarıldı.
"Günaydın." Sonra İlham'ın yanına oturup omuzuyla omuzunu dürttü.
"Anneye günaydın yok mu yakışıklı?" Okuduğu dergiden başını
kaldırmadan "Günaydııııınnn" dedi İlham. Aylin annesine dönüp göz
kırptı "Ne haber Neriman Sultan?" "Hiç" dedi annesi
sessizce "Her zamanki gibi işte." Aylin çıkarken parmağıyla içeriyi
işaret etti. "Anne seninki yine ortalığı mahvetmiş, elleme gelince kendisi
temizlesin." Annesi cevap vermedi ama Aylin biliyordu ki Tuna gelmeden
hepsi halledilecekti. Çünkü annesine ve Tuna'ya göre Tuna çok çalışıyordu. Bir de evde yorulamazdı. Annesi ve Aylin ne güne duruyorlardı?
Zaten Aylin çalışmak zorunda değildi. İhtiyacı yoktu. İstediği için çalışıyordu. Bu da Tuna'ya Aylin'in işini ciddiye almama hakkını veriyordu.
Ofisi aramak için telefonu açan Aylin sabahki maille
karşılaştı. "Nazik davetiniz için teşekkürler, orada olamayacağımı
üzülerek söylemek zorundayım. Kitabınızın yolu açık olsun." yazıp hızlıca
gönderdi. Ofisi arayıp kızların programlarını dinledi, kendi programını
öğrendi. Telefonu kapatırken yayınevinden ikinci bir mail geldiğini gördü.
"Aylin hanım bizimle olamamanıza üzüldüm. Adresinizi gönderebilirseniz,
imzalı kitabınızı kargo ile ulaştıralım." yazıyordu. "Allah Allah,
katılmayacağım halde imzalı kitap?" diye düşündü. Sonra adresi yazıp
göndermenin ayıp olacağına karar verdi. On - on beş dakika uğrasa bir şey
kaybetmezdi. Tekrar lansman adresine bakmak için ilk maile döndü. "Prizma
mı? Allah Allah?" dedi yine şaşkınlıkla. Oraya gitmeyeli neredeyse on beş
yıl olmuştu. Belki de daha fazla. "Sizi uğraştırmayayım madem, uğrayıp bir
kahve içebilirim. Böylece kitabı da almış olurum" yazdı. Sonra gün boyu Prizma'nın değişip
değişmediğini düşündü. Ne kadar sık gidiyordu. Gidiyorlardı daha doğrusu.
Teoman'dan sonra oraya hiç gitmemişti.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder