31 Ekim 2017 Salı

İkinci Bölüm: Aylin ve Tuna

Aylin banyodan gelen su sesiyle sıçrayarak uyandı. "Şimdi başlayacak" dedi ve daha cümlesi bitmeden ıslık sesini duydu. Gülümsedi. Alışkın olmanın verdiği huzur ve güvenle gerinerek telefonuna uzandı. Saat yediyi beş geçiyordu. "Bugün beş dakika gecikmiş" dedi gülerek. Mail kutusundaki bildirime tıkladı. Günlük maillerin arasında bilmediği bir adresten gelen maili açtı. Bir resim görünüyordu ancak indirip indirmemek konusunda tereddüt etti. Mail adresinin bir yayınevine ait olduğunu arama motoruyla doğrulayınca "Davetiye" isimli fotoğrafa tıkladı:

" Sayın Aylin Mercan Finel
Çatı Katı isimli romanımızın tanıtım toplantısında sizi de görmek bizi mutlu edecek.
Yer: Prizma / Beşiktaş
Tarih: 10.03.2017 Saat:13:00
Not: Yazarımızla yiyeceğimiz öğle yemeği esnasında
       kitabımız hakkında sohbet edeceğiz. Davetli sınırımız
      10 kişi olup lütfen katılım durumunuzu bildiriniz."

Aylin bir süre boş gözlerle maile baktı. Genellikle kendisinin göndermeye alışkın  olduğu türden bir maili ilk kez alıyordu. "Neden bir reklamcıyı lansmana çağırsınlar ki" diye düşündü. "PR işini size veremedik kusura bakmayın ama davetlimiz olarak buyurun" diye taklit ederek söylendi. Maili silmek üzereyken Tuna'nın tepesine dikilip saçlarını sallamaya başlamasıyla telefonunu sudan korumak için yorganın altına attı.  "Tuna!" diye bağırdı.
"Bu sabah yine çok neşeli uyanmışız!" dedi Tuna dalga geçer bir ses tonuyla.
"Bak, sakın o belindeki havluyu yatağa koyma" dedi Aylin parmağını kaldırıp. Tuna ters ters baktı.
"Emredersiniz." dedi öne doğru reverans yaparak. Dış kapıdan gelen anahtar sesiyle ikisi de yatak odasının kapısına baktı. Tuna parmağı ile kapıyı işaret edip "Neriman Abla'ya dua et. Yoksa ben sana yapacağımı bilirdim prenses hazretleri" dedi. Aylin keyifle banyoya doğru yürürken "Annem abla dediğini duymasın." dedi. Belindeki havluyu ensesine geçirmiş dans etmekte olan Tuna "sen benimkinin yüzüne karşı hanım diyorsun, bir şey olmuyor?" dedi. Havluyu Aylin'e atar gibi yapıp geri çekti. "Çocuk gibisin ya!" dedi Aylin sevgiyle ve ebeveyn banyosuna girmesiyle çığlık atması bir oldu.  Ayağına yapışan ıslak gazete yığınına tiksinerek bakıp "Evlilik aşkı ıslak gazeteyle vura vura öldürüyor bence!" dedi. 

Gazeteyi ayağıyla yana doğru itip küvete girerken "Tuna!" diye bağırdı. İçeriden ses gelmedi.



Banyodan çıktığında Tuna'nın ıslak havlusu yatağın çarşafını ıslatmakla meşguldü. Gözlerini devirip "Tanrım!" dedi Aylin ve ıslak havluyu öfkeyle kapıya doğru fırlattı. "Islak gazete ile ölmediyse ıslak havluyla vurun!" dedi ellerini yana doğru açıp tiyatral bir havayla. Tuna'nın dolabın kapısına dizip giymekten vazgeçtiği gömlekleri yerine astı, giyilen şanslı gömleğin askısını yatağın üzerinden alıp ütü sepetine fırlattı. Kendi giysilerinin bulunduğu bölümün kapağını açarken "Ah Arda, Ah!" diye söylendi. "Bunlar hep senin bedduaların yüzünden." Abisine ne zaman "Kalk kendin yap!" dese "İnşallah çok pis, çok dağınık bir adamla evlenir, peşini toplamaktan başka bir şey yapamazsın." derdi. Arda'nın bedduasının tutmasına içten içe sinirlenirken makyaj aynasında yazılı notu gördü "Canım sevgilim, çocuklarımın annesi, hayatımın kadını, seni bugün de çok özleyeceğim." Az önceki sinirinden bir kırıntı bile kalmadı. Çantasını alıp mutfağa geçti.

Neriman Hanım mutfakta çocuklarla birlikte kahvaltı ediyordu. "Tuna yemeden mi gitti yine?" diye sordu Aylin kahve makinesinde kalan kahveyi bardağına doldururken. "Sen babamı ne zaman kahvaltı ederken gördün anne?" diye sordu İklim. Aylin İklim'in omuzlarına dökülen dalgalı saçlarını karıştırdı. "Haklısın, hiç bir zaman" dedi, oğluna sarıldı. "Günaydın." Sonra İlham'ın yanına oturup omuzuyla omuzunu dürttü. "Anneye günaydın yok mu yakışıklı?" Okuduğu dergiden başını kaldırmadan "Günaydııııınnn" dedi İlham. Aylin annesine dönüp göz kırptı "Ne haber Neriman Sultan?" "Hiç" dedi annesi sessizce "Her zamanki gibi işte." Aylin çıkarken parmağıyla içeriyi işaret etti. "Anne seninki yine ortalığı mahvetmiş, elleme gelince kendisi temizlesin." Annesi cevap vermedi ama Aylin biliyordu ki Tuna gelmeden hepsi halledilecekti. Çünkü annesine ve Tuna'ya göre Tuna çok çalışıyordu. Bir de evde yorulamazdı. Annesi ve Aylin ne güne duruyorlardı? Zaten Aylin çalışmak zorunda değildi. İhtiyacı yoktu. İstediği için çalışıyordu. Bu da Tuna'ya Aylin'in işini ciddiye almama hakkını veriyordu.



Ofisi aramak için telefonu açan Aylin sabahki maille karşılaştı. "Nazik davetiniz için teşekkürler, orada olamayacağımı üzülerek söylemek zorundayım. Kitabınızın yolu açık olsun." yazıp hızlıca gönderdi. Ofisi arayıp kızların programlarını dinledi, kendi programını öğrendi. Telefonu kapatırken yayınevinden ikinci bir mail geldiğini gördü. "Aylin hanım bizimle olamamanıza üzüldüm. Adresinizi gönderebilirseniz, imzalı kitabınızı kargo ile ulaştıralım." yazıyordu. "Allah Allah, katılmayacağım halde imzalı kitap?" diye düşündü. Sonra adresi yazıp göndermenin ayıp olacağına karar verdi. On - on beş dakika uğrasa bir şey kaybetmezdi. Tekrar lansman adresine bakmak için ilk maile döndü. "Prizma mı? Allah Allah?" dedi yine şaşkınlıkla. Oraya gitmeyeli neredeyse on beş yıl olmuştu. Belki de daha fazla. "Sizi uğraştırmayayım madem, uğrayıp bir kahve içebilirim. Böylece kitabı da almış olurum" yazdı.  Sonra gün boyu Prizma'nın değişip değişmediğini düşündü. Ne kadar sık gidiyordu. Gidiyorlardı daha doğrusu. Teoman'dan sonra oraya hiç gitmemişti. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder