Şöhret Abla bir sigara yaktı.
Mutfağın camını araladı. Dumanı cama doğru üfledi. Aylin onun kırmızı ojeli parmaklarına baktı. Asla mahallenin kadınlarında göremeyeceği türden parmaklar... Yasaktı ona gelmesi ama Aylin biraz daha bu durumu
hoşgörüyle karşılayan insanlarla konuşursa çıldıracaktı. O yüzden onunla
birlikte ağzına geleni saysın diye Şöhret Ablaya gelmişti.
"Ah çocuğum" dedi Şöhret
Abla "Böyle şeyler çocuklara nasıl anlatılır bilmiyorum ki"
Bir tek onun çocuk gibi davranmasına içerlemiyordu Aylin çünkü şefkat vardı bunda, aşağılama değil. Kendisini beceriksiz hissettirmiyordu. Her "çocuğum" dediğinde sarılıp saçlarını okşarmışçasına bir şefkat duygusu kaplıyordu Aylin'i. Belki bu yüzden bu kadar seviyordu bu kadını. Böylesine şefkatli ve ilgili olabildiği için. Ona kendisini değerli hissettirdiği, onun tarafından sevildiğini ses tonuyla bile hissettirebildiği için...
"Sevgi dediğin şey ihtiyaçtır Aylinciğim" dedi. "O anda neye ihtiyacın olduğuna göre değişir sevgiliden beklediğin şey. Şefkate ihtiyaç duyduğunda şefkat veren birine aşık olduğunu sanırsın, huzura ihtiyacın olduğunda huzur veren birine."
Sandalyede altına aldığı ayağı acımış olacak ki yüzünü buruşturup ayağını indirdi Şöhret. Anlayıp anlamadığını ölçmek istercesine Aylin'in gözlerine baktı. Aylin bir kaç gündür yaş eksik olmayan gözlerini kaçırdı. "Ne demek istediğimi anlıyor musun?" Aylin kafasını iki yana salladı. "Kimsenin suçu değildir böyle şeyler diyorum Aylinciğim, ne annenin, ne babanın, ne de öteki kadının. Babanın neye ihtiyacı vardıysa şayet, birbirlerinde aradıklarını bulmuşlar demek ki..." Aylin kulaklarına inanamıyordu. Erkeklerden nefret eden bu kadın bile babasını koruyordu demek. Onun ne yaptığının kimsenin farkında olmadığına inanamıyordu. Ailesini yüzüstü bırakıp gitmişti. Kedi yavruları gibi terk etmişti onları. Ve herkes -annesi bile- bunu anlamasını bekliyordu.
"Senin için söylemesi kolay
tabi!" dedi Aylin öfkeyle. "Terk edilen sen değilsin!"
"Sen de değilsin
bebeğim" dedi Şöhret Abla. "Annen ve baban ayrıldı diye sakın kendini
babasız bırakma."
Aylin öfkeyle kekeledi
"Ben.... Ben mi bıraktım! Ben mi babasız bıraktım!"
"Anlamıyorsun ki
çocuğum" dedi Şöhret Abla, sigarasını öbür eline alıp boşalan eliyle Aylin'in
elini tuttu. "Annen ve baban artık birbirlerinde aradıklarını, ihtiyaç
duydukları şeyi bulamıyorlardı. Bunun seninle bir ilgisi yok. Onlar birbirlerinin yüzüne bakabilmek için, çocukları için gerektiğinde bir araya gelebilmek için birbirlerinden vazgeçtiler. Sebebi başka bir kadın değil. O olmasa da ayrılırlardı. Bak tatlım, güzel çocuğum, insan dünyaya bir kere geliyor. İçinde mutsuz olduğun bir şeyi zorlayarak sürdürmeye çalışmanın kimseye bir faydası yok."
"Onlar mutsuz değillerdi! Olsalar kavga falan ederlerdi ne bileyim işte. Bir kez bile seslerinin yükseldiğini duymadım ki ben!" dedi Aylin savunmaya geçerek.
"Baban da annen de karşısındakini değiştirmeye çalışacak insanlar değiller ki kuzum. Olduğu gibi kabul ediyorlardı. Birbirlerini de. Durumları da. Ancak karşısındakini değiştirmeye ihtiyaç duyduğunda kavga eder insan."
Aylin gözlerini kısarak baktı. Hayatında duyduğu en saçma şeydi bu!
"Onlar mutsuz değillerdi! Olsalar kavga falan ederlerdi ne bileyim işte. Bir kez bile seslerinin yükseldiğini duymadım ki ben!" dedi Aylin savunmaya geçerek.
"Baban da annen de karşısındakini değiştirmeye çalışacak insanlar değiller ki kuzum. Olduğu gibi kabul ediyorlardı. Birbirlerini de. Durumları da. Ancak karşısındakini değiştirmeye ihtiyaç duyduğunda kavga eder insan."
Aylin gözlerini kısarak baktı. Hayatında duyduğu en saçma şeydi bu!
"Kimsenin umurunda
değilim!" dedi hızla ayağa kalkarken. "Herkes kendini
düşünüyor! Hepiniz umursamaz, bencil, kendinden başkasını düşünmeyen saçma sapan yaratıklarsınız!"
Kapıyı arkasından gürültüyle çekerken ağlamamak için kırmızı ojenin neden mahalledeki kadınların düğünlerde bile sürmediği bir renk olduğunu düşünüyordu. Oysa ne kadar güzel duruyordu Şöhret Abla'nın upuzun tırnaklarında. Büyüdüğünde kırmızı oje sürmeye karar verdi. Sonra zaten büyüdüğünü düşündü. Kimse farkında değildi ama büyümüştü o. Sadece büyüdüğünün değil, onun bile farkında değildiler. İçini saran öfke iyi gelmişti. "Hepiniz salaksınız!" diye düşündü öfkeyle. Sonra da tırnaklarını uzatmanın ne kadar süreceğini düşünmeye başladı.
Kapıyı arkasından gürültüyle çekerken ağlamamak için kırmızı ojenin neden mahalledeki kadınların düğünlerde bile sürmediği bir renk olduğunu düşünüyordu. Oysa ne kadar güzel duruyordu Şöhret Abla'nın upuzun tırnaklarında. Büyüdüğünde kırmızı oje sürmeye karar verdi. Sonra zaten büyüdüğünü düşündü. Kimse farkında değildi ama büyümüştü o. Sadece büyüdüğünün değil, onun bile farkında değildiler. İçini saran öfke iyi gelmişti. "Hepiniz salaksınız!" diye düşündü öfkeyle. Sonra da tırnaklarını uzatmanın ne kadar süreceğini düşünmeye başladı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder