28 Kasım 2017 Salı

Altıncı Bölüm- Aylin ve Prizma

Prizma bir kaç küçük değişiklik dışında aynıydı. Aylin çok şaşırdı buna. Tavana kadar yükselen ahşap raflardaki kitapların kokusu kahve kokusuyla karışıyordu hala. Etrafa serpilmiş ferforje masaların üzerinde, metal mumlukların içindeki mumlar gece gündüz yanardı. Hala öyle. Tavana kadar uzanan siyah camlardan giren güneş ışığının yansımasının içeride yarattığı gizemli hava yetmezmiş gibi çalan Çigan müziği... Her an heyecanlı bir şey olacakmış gibi hissettirirdi burası insana. Hala öyle hissettiriyor. Buraya ilk geldiği günü hatırladı. On sekiz yaşına yeni girmiş, üniversite öğrencisi, küçücük bir kızdı ve kendisine küçücük denmesinden nefret ediyordu. Teoman'ın "takıldığı" yerlere gittiğinde kendini büyümüş hissediyordu. Teoman yanındayken kendini büyümüş hissediyordu zaten belki de bunun için sürekli onun yanında olmak istiyordu. Ama onun yanında olmaktan da bir o kadar nefret ediyordu. Sürekli davranışlarını kontrol etmek zorunda olmak, yanlış bir şey yapacağım ya da yanlış bir şey söyleyeceğim korkusu.  Sürekli kendini küçük bir çocuk gibi hissetmek. Onun sürekli bilmiş ve küstah açıklamalar yapması...



"Hoş geldiniz Aylin Hanım" dedi heyecanlı bir ses. Aylin kendisine gösterilen bu ilgiye hala anlam veremiyordu. Kitabın yazarı olduğunu söyleyen genç kız ona oturacağı yeri gösterdi, kahve söyledi ve içinde kitabın olduğu minik bez torbayı uzattı. "Burada olmanıza çok sevindim, bu benim için çok önemliydi, lütfen hemen gitmeyin" dedi. Ancak Aylin biraz daha orada durursa boğulacağını düşündü. Kızın saçma sapan ilgisi bir yana, üzerinde Teoman'ın bakışlarını hissediyordu sürekli. Kız yanından uzaklaşır uzaklaşmaz kahvesini bitirip kalktı.

Arabaya binerken öfkeyle fırlattığı kitap torbadan çıkıp savruldu. Oraya hiç gitmemiş olması gerektiğini düşündü. Gereksiz bir hareketti yaptığı. Merakına yenilmese sabahtan beri Teoman'ı düşünüyor olmayacaktı. Kendisini eskisi gibi küçük ve çaresiz hissetmek hiç hoşuna gitmemişti. Onun yanında kendisini hem büyümüş gibi hem de o kadar zavallı hissetmesini şimdi bile anlayamıyordu. Birinin hem yanında olmak hem de arkanıza bakmadan kaçmak istemek nasıl saçma bir duyguydu? Yere düşen kitabı almak için eğildiğinde kitabın kapağındaki elleri gördü. Narin ince yapılı bir el ve onu tutan bakımlı ama erkek eli olduğu belli olan bir el.  Elin yüzük parmağındaki tilki dövmesi. Küçük, turuncu bir tilki. Küçük prensin tilkisi. Aylin kalakaldı. 

Yazarı düşündü hızlıca. Teoman'ın kızı olabilmek için çok büyüktü. Teoman'ın sevgilisi olabilmek için çok küçüktü. Teoman ile ne ilgisi olabilirdi ki bu kızın? Prizma ve tilki tesadüf müydü yani? Mümkün değildi böyle bir şey. Ama ne olabileceğini de kestiremedi. Telefonunu çıkartıp kızın ismini arama motoruna yazdı. İlk kitabıydı. On dokuz yaşındaydı. Eskişehir'de doğmuş büyümüştü. Burada üniversitede okuyordu. Görsellere baktı Aylin elleri titreyerek. Bir kaç instagram fotoğrafı dışında pek bir şey yoktu. Onlarda da Teoman ile ilgili bir şey yoktu. Hızlıca kitabı gözden geçirdi. Karakterlerinin isimlerini görünce öksürmeye başladı: Teoman ve Aylin. Bu da ne demek oluyordu? On yıl sonra bir kitapla hayatına mı sızmaya çalışıyordu bu adam? Bunca yıl onu mu takip etmişti? Bunca yıl bunu mu kurgulamıştı? "Hadi ama!" dedi kendi kendine öfkeyle. "Hiç onun  tarzı bir şey değil bu. Sen de biliyorsun!" Peki o zaman ne oluyordu?

Bu kez Teoman Elçi yazdı arama motoruna. Tahmin ettiği gibi hiç bir şey çıkmadı. "Bay Şekil'in sosyal medya kullandığını düşünmek bile aptallık" dedi kendi kendine. "Şu an da bununla şekil yapıyordur eminim. Eski model cep telefonu kullanan ve sosyal medya hesabı olmayan adam!" Sonra bir an, Teoman'ın bunları "öyle olmak için" yapmadığının farkına vardı. O öyle bir adamdı. İçini tuhaf bir yalnızlık hissi kapladı. Deniz'i aradı. Açmadı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder