"Biliyor musun Deniz, Şöhret Abla ne derdi?"
"Ne?" dedi Deniz, Şöhret Ablanın konusu her
açıldığında yaptığı gibi merak ve heyecanla gözlerini kocaman açıp.
"Hala
çocuk gibi merak fışkırıyor gözlerinden" diye düşündü Aylin ve kahve bardağını tutan elinin serçe parmağıyla Deniz'in
belden aşağısını gösterip: "Kendininkine sahip çıkamayan başkasınınkinden
korkar."
Deniz kocaman bir kahkaha attı. "Çok iyiymiş."
Şöhret Abla mahallenin korkulan kadınıydı. Tek çocuğu doğuncaya kadar çalıştığı için
midir, mahalledekilerin giymeye cesaret edemediği yükseklikteki ayakkabıları
yüzünden midir, diğer kadınların yalnızca
düğünlerde sürdükleri -onun da fazlasını tedirginlikle peçeteye aldıkları-
rujun onun gündelik kullandığı bir şey olmasından mıdır, onların kendi
aralarında bile fısıltıyla konuştukları şeyleri çok doğal bir şeymiş gibi laf arasında anlatı verdiğinden midir bilinmez, mahallenin kadınları hep korkardı ondan. Şöhret Abla ise bunun ya farkında değildi ya
da kafasına takmazdı. Çağrılmadığı halde kadın günlerine elinde kekiyle gelir -
kek kalıbından çıkma kekleri yalnızca reklamlarda gören mahalle kadınları keki
onun yapıp yapmadığından asla gerçekten emin olamazlardı. Kendilerinin yayvan
fırın tepsisinde yaptıkları keklerin, böreklerin arasında Şöhret Ablanın onların arasında durduğu kadar tuhaf dururdu bu kekler- yanında getirdiği
sokakta giydiklerinden daha şık ve daha yüksek ayakkabılarını giyip her zamanki
güler yüzü ve sıcacık samimiyetiyle herkesi öper, anlattığı hikayelerle
kadınları gülmekten ağlatır, bir kaç dakika sonra günün en sevilen kadını
oluverirdi.
Aylin, Şöhret Abla'ya hayrandı. Onun kimsenin ne düşündüğünü
kafasına takmayışına, güçlü ve kararlı oluşuna ve her zaman verdiği akıllı
öğütlere -annesininkilerin aksine- hayrandı. Gerçi çoğu zaman bu öğütler içinde
Aylin'in annesinin de bulunduğu kadınlar grubunu korkutur, imkansız bir şey
söylemiş gibi gözlerini devirmelerine ya da kendi aralarında fısıldaşmalarına
neden olurdu.
Bir gün mutfakta misafirlerin çaylarını doldururken Şöhret
Abla su içmeye gelmiş, su bardağının dibiyle salondakileri işaret eden bir
daire çizip "çocuğum bu yaşta bunların arasında ne işin var, arkadaşların
yok mu senin?" diye sormuştu. Aylin doğal bir şey söyler gibi "E gün
var ya Şöhret Abla, annem salmaz bir yere" deyince "Peki abini nasıl
saldı? Ay pardon ya onun pipisi var, çay tepsisi taşırsa düşer maazallah"
deyip hışımla içeri dönmüştü. Aylin
yüzünün utançtan kıpkırmızı olduğunu hissetti ama Şöhret Ablanın söylediğinin doğruluğu
içinde bir öfke uyanmasına neden oldu. Abisi şu anda kim bilir neredeydi fakat
o dershanede olması gerekirken burada karın tokluğuna garsonluk yapıyordu.
Neyse ki bu öfkeyi içinde çok uzun süre taşımasına gerek kalmamıştı. Bir iki
gün sonra abisi çay istemiş o da ödev yaptığını söyleyerek "kalk kendin
al" demişti. Sonrasında çıkan tartışmada abisini koruyan annesine dönüp
"tabi beyimizin pipisi var, çay bardağı taşırsa düşer maazallah"
dediğinde annesinden yediği ilk tokat
suratının ortasına inmişti.
Sonrasında Aylin annesine -ve diğerlerine- günlerce küs
kaldı. Annesi her zaman olduğu gibi bu durumu da sessiz çırpınışlarla
düzeltmeye çalışıyordu ama Aylin, abisinin kendisinden önde tutulduğunu
düşündükçe iyice öfkeleniyor, bu çırpınışları görmezden gelmeye
çalışıyordu. Annesi o aylardır istediği
Converse'leri bile alıp kapısının önüne bırakmıştı ama Aylin ne ayakkabılara
dokundu ne akşamları odasından çıktı. Sonunda annesi nasıl akıl ettiyse Şöhret Ablayı çağırdı Aylin'le konuşması için -oysa Aylin'in ona gitmesi ya da
odasında yalnız konuşması yasaktı.-
"Annene neden kızıyorsun canım benim? O da ne
öğrendiyse onu yapıyor. Kadıncağız başka türlüsünü bilmiyor ki." demişti
Şöhret Abla. Aylin şaşırmıştı. Ona hak vermesini hatta "Aferin"
demesini bekliyordu çünkü.
"Hem eminim annen söylediğin şey yüzünden değil abinle
babanın yanında pipi dediğin için paniğe kapılıp ne yapacağını bilemediğinden
vurmuştur sana." deyip bir kahkaha atmıştı. "Tabi bu yaptığı şeyi
haklı çıkartmaz, orası ayrı."
Aylin ilk kez bu açıdan gördü konuyu. Şöhret Abla haklıydı.
Annesi asla erkeklerin yanında böyle şeyler söylemez, korkardı. Aylin'in
söylediği şeyden de korkmuş olmalıydı.
Şöhret Ablayı uğurladıktan sonra mutfağa annesinin yanına
gitti. Neriman Hanım salata malzemelerini her zaman yaptığı gibi tezgahın üzerine çıkartmış,
dalgın dalgın çorbayı karıştırmakla meşguldü. Sessizce domatesleri yıkamaya
başladı Aylin. Annesi kaşık elinde bir an durdu, ne yapacağını bilemedi. Aylin
birden atılıp sarılınca sendeledi bu yüzden. Bir süre öylece durdular. Sonra "Ben
ikinizi de çok seviyorum yavrum" dedi annesi fısıltıyla. Bunu söylemenin
bile onun için ne kadar güç olduğunu biliyordu Aylin. Annesinin sevgi sözlerini
ne kadar zor söylediğini öğrenmişti. Bir şeyi daha öğrenmişti bugün: Annesi
onu Şöhret Abladan medet umacak kadar çok seviyordu. Annesine baktı ağlamaklı gözlerle: "Ben
de seni seviyorum Neriman Sultan." dedi.
Ve o gün evde bir şey değişti: Artık kimse ondan hizmet
etmesini beklemiyordu. Abisi duruma bir süre dirense de o da zamanla alıştı.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder